English French German Spain Italian Dutch Russian Portuguese Japanese Korean Arabic Chinese Simplified

++Sitene Ekle
$ DOLAR → Alış: / Satış:
€ EURO → Alış: / Satış:

Türkiye Halklarına Karşı Kullanılan Devletin Taşeron Örgütü : IŞİD

Nasıl ki IŞİD, Suriye ve Irak’ta Devletin kurum ve kişilerini hedef almıyorsa, özellikle İsrail’i asla hedef olarak görmediğini söylüyorsa, bu yerlerde en büyük hedefi Kürtler, Aleviler, Süryaniler ve Ezidilerden, yani halktan oluşuyorsa, Türkiye’deki hedefi de Halkın kendisi, HDP ve muhalefetten oluşuyor.

Sergei Ardzinba
Sergei Ardzinba

Herzliya Konferansı’nda konuşan İsrail askeri istihbarat şefi Tümgeneral Herzl Halevi, “İsrail, Suriye’deki durumun IŞİD’in yenilmesiyle sona ermesini istemiyor” ifadelerini kullandı.

“İsrail zarar göreceğine, sıkıntı çekeceğine bölge insanı ölsün, bölge insanı sıkıntı çeksin, mülteci olsun, İsrailliler dışındaki insanların çekeceği acılar bizim rahatımızdan daha önemli değildir” demenin farklı bir ifadesi…

Daha önce medyaya yansıyan IŞİD’in İsrail, ABD ve İngiltere istihbarat teşkilatlarınca kurulduğu yönündeki haberleri ispatlar nitelikteki bu beyanın içerisinde insani yan bulunmadığı açıktır.

Hizbullah lideri Hasan Nasrallah, İstanbul Atatürk Havalimanı’nda gerçekleştirilen saldırıya dair de konuşarak, “Türkiye IŞİD’i mümkün olan her yolla destekliyorken, IŞİD neden Türkiye’ye saldırdı?” diye sordu.

Nasrallah “Bu IŞİD’in ideolojisi, El Nusra ve El Kaide’nin ideolojisiyle aynı ve bunların hepsi Suudi Arabistan’daki Vahhabilikten geliyor” diyerek “terörizm karşıtı çabalara dahil olduğunu” söyleyenlerin neden El Nusra’ya silah ve erzak yardımı yaptığını sordu.

Türkiye – IŞİD ilişkisini sadece Türkiye medyası tarafından gündeme getirilmiyor. Türkiye dışında dünya medyası ve çeşitli ülke yetkilileri bu ilişkinin varlığını her zaman vurgulamaktadır.

Özellikle de Rusya savaş uçağının düşürülmesi sonrasında, bu konuda Rusya yetkilileri tarafından dünyaya ve Birleşmiş Milletler teşkilatına birçok belge ve bilgi sundu. Suriye ve Irak’ta IŞİD’in egemen olduğu bölgelerden hareket ederek Türkiye’ye giriş yapan petrol tankerlerinin resimleri dünya medyasına sunuldu. Petrol tankerlerinin bir kısmı Rusya savaş uçaklarınca vuruldu.

“Havuz medyası” olarak adlandırılan taraflı yayın organları dışındaki yayın organlarınca ve sosyal medya üzerinden Türkiye – IŞİD ilişkisinin haberleri ve fotoğrafları, IŞİD’li militanların Türkiye’deki hastanelerde tedavi edildiği yönünde çıkan haberler yayınlandı.

IŞİD’li militanların İsrail tarafından da tedavilerinin yapıldığı haberleri de dünya medyasında çıktı.

Rusya’nın Suriye’deki ciddi askeri müdahalesiyle bozguna uğrayan IŞİD’e karşı kurulan koalisyon güçlerinin IŞİD’e karşı ciddi saldırılar düzenlemediklerini de biliyoruz.

Dünya etrafında dönen uydularıyla vesikalık fotoğrafımızı çekebilen Amerika istihbarat teşkilatlarının IŞİD konusunda bilgisiz olabileceğini düşünmek sadece saçmalık olur. Her bombalama öncesinde kendi yurttaşlarını uyaran Amerika’nın bu konuda yeterli istihbarata sahip olduğu açık.

Twitter fenomeni “Fuat Avni” bile İstanbul Havalimanı saldırısından dört saat önce bir bombalama olacağını “İsrail ve Rusya hezimetini unutturmak için yine bomba patlatıp masum canlara kıymayı planlıyorlar. Milli İstihbarat Teşkilatı devrede” diyerek duyurabiliyorsa, bu konuda bilgisizliğin veya istihbarat eksikliğinin olmadığını rahatlıkla söyleyebiliriz.

Aynı fenomenin özel güvenlik teşkilatı “SADAT” hakkında, “IŞİD ve benzeri çete elemanlarının eğitildiği” konusunda söylediklerini de unutmayalım.

Bu durumda saldırı sonrası yetkililerce söylenen “istihbarat açığı/zafiyeti yoktur” sözü doğrulanıyor!

Yetkililerin söylemiş olduğu bu ifade “zafiyet yoksa destek vardır” anlamına da gelebilir. İstihbaratın tam ve eksiksiz ise, bütün tedbirlerini almışsan ve buna rağmen bombalar en güvenlikli olması gereken yerlerde patlıyorsa destek konusunda şüphelenme hakkımızdır.

Türkiye’deki IŞİD tarafından yapılan bombalama eylemlerinin karakterlerine baktığımızda da gariplikler ve çelişkileri görebiliyoruz.

Diyarbakır ve Ankara garındaki bombalama eylemlerinin hedefi HDP ve muhalefetti. Reyhanlı saldırısı ise toplumu terörize etme amaçlıydı. İstanbul Havalimanı saldırısı dış hatlar terminali hedef alındığını da gözetirsek amaç daha çok yabancı uyruklu insan öldürmeye yönelik bir eylem olarak düşünebiliriz.

Diyarbakır bombalamasını gerçekleştiren kişinin iki gün önce yakalanıp, asker kaçağı olmasına rağmen serbest bırakılması, Ankara garı saldırısı düzenleyenlerin iki gün takip edilmeleri, emniyet yazışmalarının deşifreleriyle öğrenilmişti.

Yine Ankara gar saldırısı öncesi emniyetin kendi personelini uyardığı da daha sonraları ortaya çıkmıştı.

CNN Türk Ankara Temsilcisi Hande Fırat canlı yayında yaptığı açıklamada, “İstanbul’la ilgili olarak da Haziran ayının başında, yaklaşık 20 gün önce istihbarat birimleri devletin tepesine ve tüm kurumlarına uyarı yazısı gönderdi. Bu uyarı yazısında yer isimleriyle bu uyarı yer aldı” dedi.

Yer isimleri arasında Atatürk Havalimanı’nda olup olmadığının sorulması üzerine Fırat, uyarıda Atatürk Havalimanı ifadesinin de yer aldığını belirtti.

Türkiye – IŞİD ilişkileri, IŞİD’in hedefleri arasında devletin kurum ya da yetkililerin olmayışı, muhalefeti hedef alması, emniyet yazışmalarında açık olmasa da desteğin varlığının ortaya çıkışı bu konudaki şüphelerimizi çoğaltmakta!

IŞİD’in Türkiye emirinin savaş ilan ettiğini açıklayan “gizli” ibareli emniyet yazısının medyaya servis edilmesi de sadece hedef şaşırtmadan başka bir şey değil. IŞİD, merkezi olarak Türkiye’yi düşman ilan etme durumu yok.

IŞİD örgüt olarak merkezi bir yapıya sahiptir ve ayrı kararlar almaz/alamaz. Savaş ilanının yalan olduğu ve insanları yanıltmak üzere servis ettiği açıktır.

Dünyadaki devletlerin ve medyanın tamamının Türkiye düşmanı olamayacağına göre, onların ifadeleriyle ve bize yansıyanlarla Türkiye – IŞİD ilişkilerinin varlığı açıkça ortadadır.

IŞİD İlk saldırısını 11 Mayıs 2013 tarihinde Reyhanlı’ya yapmış ve 52 kişinin ölümüne neden olmuştu. Daha sonra “paralel yapı” iddiasıyla tutuklanan Reyhanlı savcısı Özcan Şişman, Reyhanlı saldırısını 6 ay önce delilleri ile birlikte MİT’e haber verdiklerini açıklamıştı.

18 Mayıs 2015 tarihinde Adana ve Mersin HDP binalarına bombalı saldırı düzenlendi. Saldırı hükümet tarafından DHKP-C olarak gösterilmeye çalışılsa da saldırganın IŞİD ile teması basına yansıdı.

5 Haziran 2015 tarihinde Diyarbakır HDP mitingine yapılan bombalı saldırının failinin bir gün önce asker kaçağı olarak yakalanıp serbest bırakıldığı ortaya çıktı. Saldırgan IŞİD’liydi.

20 Temmuz 2015 tarihinde Suruç’ta yapılan ve 34 kişinin hayatını kaybetmesine yol açan saldırının da arkasından IŞİD çıktı.

10 Ekim Ankara Gar saldırısının arkasında da IŞİD vardı ve 104 kişinin yaşamını yitirmesine neden oldu.

Diyarbakır bombacısı Orhan Gönder, Suruç bombacısı Şeyh Abdurrahman Alagöz, Ankara Gar bombacıları Yunus Emre Alagöz ve Ömer Deniz Dündar, Adıyaman’da 2014 tarihinde kurulan İslam Çayevi’nin işletmecileri ve müdavimleri. Bu çay ocağı IŞİD’e eleman bulma amacıyla kurulmuş ve “Dokumacılar” olarak adlandırılan IŞİD hücresine hizmet etmekte olduğu defalarca basına yansımıştı.

Bu eylemlerdeki katiller, sadece bombaları patlatan ve eyleme katılan bu şahıslar değildi. Onları bilen, takip eden, yakalayıp bırakanlarda bu eylemlerde aynı derecede ölenlerden sorumluydu.

İlk yazımda da belirttiğim gibi CNN Türk Ankara Temsilcisi Hande Fırat, “Haziran ayı başında istihbarat birimleri devletin tepesine ve tüm kurumlarına uyarı yazısı gönderdiğini, Yer isimleri arasında Atatürk Hava Limanı ifadesinin de yer aldığını” belirttiğini söylemiştim.

IŞİD saldırılarının geneline, daha sonra basına yansıyan istihbarat ve soruşturma haberlerini de bütünleştirerek baktığımızda her eylemin önceden istihbarat bilgisi alındığı, eylemcilerin takip edildiği ama her nasıl oluyorsa yakalanmadıklarını görmekteyiz.

Ahmet Davutoğlu’nun dışişleri bakanlığı döneminde “öfkeden bir araya gelmiş insan topluluğu” olarak ifadelendirdiği IŞİD eylemcileri için Başbakanlık döneminde “Elimizde canlı bombacı listesi var ama burası bir hukuk devleti, eylem yapmadan tutuklayamayız” dediğinde neden yakalanmadıklarını öğrenmiş olduk!

Burada iki yolu olan tahmin yürütme durumundayız. Ya devlet IŞİD eylemlerini önceden biliyor, eylemcileri takip ediyor ancak kendisine zarar vermeyen, muhalefete yönelik eylemleri önlemiyor ya da devletin içerisinde “derin devlet” olarak adlandırılan yapılanma bizzat IŞİD’i yönlendirip yönetiyor ve hedefleri de kendisi belirliyor.

Özellikle son Atatürk Havalimanı saldırısını dikkate aldığımızda, eylemcilerin özel olarak seçildiğini, hava limanıyla ilgili istihbarata sahip olduklarını ve yardım gördüklerini söylersek abartmış olmayız.

Diyarbakır HDP mitingine yapılan bombalı saldırının failinin bir gün önce asker kaçağı olarak yakalanması, Terörle Mücadele tarafından aranmasına rağmen serbest bırakılmasını da “yardım” olarak yorumlamak abartma olmaz.

Evrensel haberde Hayri Demir imzasıyla çıkan habere tekrar dönersek, “sadece Demirtaş’ın değil, aynı şekilde HDP Diyarbakır Milletvekili Nimetullah Erdoğmuş, Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi Eşbaşkanı Gülten Kışanak, HDP Van eski Milletvekili Aysel Tuğluk’un da hedef alındığı” görüyoruz.

IŞİD’in Hedefinde HDP var. Muhalefet var. Halk var.

IŞİD’in hedefinde Türkiye devleti, yöneticileri veya kurumları yok.

Nasıl ki IŞİD, Suriye ve Irak’ta Devletin kurum ve kişilerini hedef almıyorsa, özellikle İsrail’i asla hedef olarak görmediğini söylüyorsa, bu yerlerde en büyük hedefi Kürtler, Aleviler, Süryaniler ve Ezidilerden, yani halktan oluşuyorsa, Türkiye’deki hedefi de Halkın kendisi, HDP ve muhalefetten oluşuyor.

Devletlerle bir derdi yok. Devlet olma gibi bir derdi de yok.

IŞİD gereken yerlere, gerektiği şekilde ve gerektiği zamanlarda hizmetini yapıyor ve karşılığını da alıyor.

Hepsi bu…

Bizler “sağır ve dilsizi” oynadıkça, görmemiz gerekenleri görmeyip duymamız gerekenleri duymadıkça da IŞİD ve onu besleyenlerin hükümranlığı devam edecektir.

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

YORUM YAZ