English French German Spain Italian Dutch Russian Portuguese Japanese Korean Arabic Chinese Simplified

++Sitene Ekle
$ DOLAR → Alış: / Satış:
€ EURO → Alış: / Satış:

Sosyalizm ve Şeriat’ın Savaşı : Rojava ve IŞİD

Sergei Ardzinba
Sergei Ardzinba

Apsny News / Sergei Ardzinba

YPG’nin Tel Abyad ve Rakka’da IŞİD’e karşı kazandığı zaferler, IŞİD ile Rojava arasındaki mücadelenin altını çiziyor. YPG ve IŞİD sadece bir toprak mücadelesi yapmıyor, Suriye devletinin yetkisinin çöktüğü bir bölgede iki farklı yönetim modelini de çarpıştırıyor.

Suriyeli Kürt Halk Savunma Birlikleri’nin (YPG) IŞİD’in elinde bulunan Suriye-Türkiye sınırındaki Tel Abyad kentinde kazandığı son galibiyetler ve sözde İslam Devleti’nin başkenti Rakka’da bulunan IŞİD’e ait bir askeri üssü ele geçirmesi, Irak ve Suriye’de IŞİD’e karşı yürütülen mücadelede devlet dışı milislerin geleneksel ordulara kıyasla daha başarılı olduğunu ortaya koyuyor.

Görünüşe göre, YPG’nin saldırıları, tıpkı Irak’ın Tikrit kentinde İran destekli Iraklı Şii milislerin düzenlediği saldırılarda olduğu gibi, Amerikan hava kuvvetlerinin operasyonları ile eş zamanlı olarak gerçekleştirildi.

Dolayısıyla Tikrit’te de, Tel Abyad’da da bölgeye iyice yerleşen IŞİD militanlarına karşı zaferi garantileyen şey, Amerikan hava gücü ile yerel milisler arasındaki ittifak oldu. ABD, bu örneklerin ikisinde de konvansiyonl ordular yerine daha önce desteklemekten kaçındığı yerel milisler ile işbirliğine gitti.

Suriye’deki YPG, ABD’nin resmi terör listesindeki Kürdistan İşçi Partisi (PKK) ile bağlantılı bir oluşum.

Hizbullah Taburları isimli Iraklı Şii milisler de aynı şekilde Washington’ın terör listesinde. Ancak buna rağmen, IŞİD’in Tikrit’ten çıkarılması için yürütülen operasyonlarda onlar da yer aldı. Diğer bir deyişle, ABD ile bu Şii grubun amaçları Saddam Hüseyin’in doğduğu kentte birleşmiş oldu.

Kimliğe dayalı toplumlar

Washington, bu çatışmaların dinamikleri yüzünden YPG ve Hizbullah Taburları gibi milislerle huzursuz edici de facto bir ittifaka zorlandı. Söz konusu milis güçlerin ortak noktası, IŞİD’i varlıklarına yönelik bir tehdit olarak görmeleri.

IŞİD, hem ellerindeki topraklar (özellikle de Kobani) hem de laik, mezhepçi olmayan, etnik milliyetçi yapıları nedeniyle YPG’li Kürtlerle mücadele etmeye kararlı olduğunu gösterdi. Zira YPG’nin bu özelliği, IŞİD’in ulusaşırı İslamcı kimliğine aykırı. Grup, Şii Müslümanları ise salt “kafir” olarak gördükleri için hedef alıyor.

IŞİD, bu kimliğe dayalı toplulukların her ikisi için de tehdit teşkil ediyor. Bu nedenle, her iki grubun milisleri de IŞİD’le mücadele konusunda azim ve kararlılık içinde – ki bu da onları ABD açısından önemli birer ortak haline getiriyor.

Evet, YPG savaşçılarının savaş gücü, Iraklı Kürdistan Demokrat Partisi’ne (KDP) bağlı peşmergenin desteğiyle arttı ve Şii milislerin aralarında da İslami Dava Partisi ve Irak Yüksek İslam Konseyi savaşçıları bulunuyor. Bu bahsettiklerimiz de 2003 öncesinde Irak muhalefeti bünyesinde ABD ile çalışmaya başlamış taraflar.

Bununla birlikte, IŞİD karşısında oluşturulan bu amorf koalisyon, ABD’yi İran’la, İran destekli milislerle ve PKK bağlantılı gruplarla bir ittifak içine sokmuş oldu. Geçmişteki örnekler, IŞİD’e toprak kaybettirmenin ancak bu unsurların işbirliği ile mümkün olabildiğini gösteriyor.

Farklı güçlerin sıradışı işbirliği

Bölgeye daha fazla Amerikan Özel Kuvveti gönderilmesi ya da ABD tarafından yeniden eğitilen Irak silahlı kuvvetleri sayesinde yeni zaferler kazanılması mümkün. Ancak şu anda söz konusu olan, IŞİD’e karşı farklı güçler arasında sıradışı bir işbirliği. Öte yandan IŞİD’in kendisi de Baasçılar, Irak ve Suriyeli yerel savaşçılar ve aralarında Müslüman olmuş Batılıların da bulunduğu yabancı savaşçılardan oluşan tuhaf bir bileşim.

YPG’nin başarısı şüphesiz sınır bölgesinde Kürtlerin başkaldırmasından kaygı duyan Türkiye’yi alarma geçirecek. ABD ile YPG arasındaki de facto ittifak da, Ankara-Washington ilişkilerini yıpratıyor. YPG, PKK ile bağlantılı bir grup ve dolayısıyla Türkiye de sınırda isyancı bir Kürt varlığından endişeli.

Bu durum ve beraberinde PKK’nın hapisteki lideri Abdullah Öcalan’ın desteklediği HDP’nin seçim barajını aşıp parlamantoya girerek, iktidar partisi AK Parti’nin Türkiye’yi Recep Tayyip Erdoğan liderliğinde başkanlık sistemine geçirmesini engellemesi, Türkiye ve Suriye Kürtlerinin güçlendiğine dair bir işaret ve bunun da Ankara’daki siyasi elitler arasında kaygı yaratacağı kesin.

YPG’nin elde ettiği galibiyetler neticesinde IŞİD’in Türkiye’ye açılan ana arteri de kesilmiş oldu. Örgütün kara borsa petrol ve tarihi eser satışı yaptığı bu bağlantı,Tel Abyad çevresi üzerinden Rakka’ya gelen yabancı savaşçılar için de bir geçiş kanalıydı.

IŞİD’in tepkisini tahmin etmek için henüz erken

Şii milislerin Nisan ayında Tikrit’te kazandığı zaferler, IŞİD’e darbe indirmiş olsa da, karşı saldırıya geçen grup Irak’ın Ramadi şehrini ele geçirdi. IŞİD’in YPG’nin galibiyeti karşısında ne tepki vereceğini söylemek için henüz çok erken. Ama YPG, IŞİD’ten toprak almakla sadece grubun yenilmezliğine darbe vurmakla kalmadı, grubu finansman ve yeni üyeler bakımından ayakta tutan önemli bir ulaşım rotasını da kesmiş oldu.

YPG’nin elde ettiği kazanımlar, en nihayetinde iki yarı-devlet (yani sözde İslam Devleti ile iç savaş sırasında Suriye’nin kuzey ve kuzeydoğusunda ortaya çıkan fiilen özerk Rojava bölgesi) arasındaki mücadelenin altını çiziyor. Bu iki yarı-devlet, sadece bir toprak mücadelesi yapmıyor, Suriye devletinin yetkisinin çöktüğü bir bölgede iki farklı yönetim modelini de çarpıştırıyor.

İkisi de birbirinin antitezi niteliğinde olduğu halde, milli marşlar ve sınır muhafızlarından, devletin sınırlarını belirten sınır kapılarına varıncaya dek devlet olgusunun tüm özelliklerini kullanıyor.

Rojava, etnik milliyetçi Kürt hareketinden doğarak Suriyeli Kürtler için bir devlet yaratırken, IŞİD milliyetçiliği reddederek bir “inanç” devleti olduğunu öne sürüyor. Oysa grubun katı inanç tanımı, kurduğu devleti sadece Müslümanlara özel kılıyor.

Yeni aktörler

Müslümanlara, Hristiyanlara ve Ezidilere ev sahipliği yapan Rojava, inanç ve etnik kimlik çeşitliliğini öne çıkarırken, IŞİD de fethettiği topraklarda dini bakımdan homojen bir yapıyı şart koşuyor.

YPG’nin başarıları, Ortadoğu’daki çatışmalara nispeten yeni bir dinamik getirmesi nedeniyle önemli. 1948 yılında İsrail’in kuruluşundan bu yana bölgedeki savaşları karakterize eden şey, milli orduları olan devletler arasındaki çatışmalarken, bugün artık konvansiyonel olmayan ordulara sahip yarı devletler gibi yeni tür aktörler birbirleriyle savaşır hale geldi.

Suriye’deki iç savaşın Lübnan’daki iç savaşla benzer yönleri olduğu doğru. Lübnan iç savaşında savaş ağaları, inanç ve ideoloji temelinde hareket eden milisleri seferber ederek kendi derebeyliklerini kontrol ediyordu.

Ancak bu savaş ağalarının hiçbiri, IŞİD gibi Ortadoğu’nun büyük bir diliminde istikrarı bozma ve hem Washington hem de birçok Avrupa ülkesi açısından bir güvenlik tehdidi teşkil etme potansiyeline sahip değildi.

Rojava ve IŞİD bir iç savaş ortamında doğdu. Ancak şu anda ikisi de tüm bölge açısından sonuçlar doğuran bir çatışmaya gömülmüş durumdalar. Fırat Nehri’nin ötesinde, Suriye’nin kuzeydoğusundaki küçük bir bölgede cereyan etmekte olan savaş, Rojava’nın laik, çok dinli ve çok kimlikli devletinin ayakta kalıp İslam Devleti karşısında hakimiyet kazanıp kazanamayacağını belirleyecek.

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

YORUM YAZ