English French German Spain Italian Dutch Russian Portuguese Japanese Korean Arabic Chinese Simplified

++Sitene Ekle
$ DOLAR → Alış: / Satış:
€ EURO → Alış: / Satış:

HDP Cizre Raporu 3. Bölüm

Abluka boyunca kentte kalmayan öğretmenlerin Cizre’ye yeniden döndüklerinde
kalan öğretmenlerle karşılaşması da sıkıntılı olacaktır. Cizre’de görüşmelerimiz devam
ederken henüz eğitim hayatı başlamış değildi. Geri dönen öğretmenlerle
karşılaşıldığında doğabilecek hissiyatlar sorulduğunda şu yanıt devletin aynı zamanda
nasıl bir şeyi amaçladığını açıkça gözler önüne sermektedir:

Sergei Ardzinba
Sergei Ardzinba

ABLUKA ALTINDA BİR İLÇE: TOPLARLA TANKLARLA
VURDULAR
14 Aralık 2015 tarihinde başlayan Cizre ablukası, 79’uncu günün sonunda, insanlık
tarihinde kara bir leke olarak anılacak kadar vahşi bir katliama dönüştü. Onlarca insan
evlerinin mutfağında yemek yaparken, oturma odalarında çay içerken, tuvalet
ihtiyacını gidermeye giderken, sokak ortasında bazen gündüz bazen akşam
yaşamlarını yitirdiler. Acımasız ve vahşi bir nefret duygusuyla hareket eden devlet
güçleri intikam alırcasına Cizre’de terör estirdi. Abluka boyunca seçilmiş siyasetçiler
dahil olmak üzere hiçbir gazeteci, kurum ya da kuruluşun Cizre’ye girmesine izin
verilmedi. Yasak ilan edilmeden önce Cizre’de kalanların5 dışında hiç kimse Cizre’de
yaşananları bilemedi, göremedi. Cizre ablukası başlamadan önce yapılan “evlerinizi
boşaltın, son uyarımızdır” anonsları6, sivil yerleşim alanlarına yönelik top atışları ve
başkaca psikolojik baskı yöntemleriyle halk göçe zorlanmış, evlerini terk etmek
zorunda bırakılmıştır. Devlet güçleri bu şekilde Cizre’yi kendince “steril” hale
getirdiğini kabul etmiş, kalanların hepsini “terörist” olarak ilan ederek kapsamlı bir
katliama girişmiştir.7
Cizre’de daha önce farklı tarihlerde toplam 4 kez ilan edilen sokağa çıkma yasaklarının
ilkinde 23 yurttaş yaşamını yitirmiştir. 14 Aralık’ta ilan edilen son sokağa çıkma yasağı,
yasağın 79’uncu günü olan 2 Mart 2016 tarihinde, 05.00-19.30 saatleri arasında
kaldırılmış ancak gece boyunca devam etmiştir. 28.03.2016 tarihinden itibaren yasak
21.30-04.30 arasında devam etmektedir.
Uygulamaya konan yasakların ne yasal ne de anayasal hiçbir hukuki temeli yoktur.
Sokağa çıkma yasakları 5442 sayılı İl İdaresi Kanunu’nun 11. maddesine
dayandırılmaktadır. Buna göre “İl sınırları içinde huzur ve güvenliğin, kişi
dokunulmazlığının, tasarrufa müteaallik emniyetin, kamu esenliğinin sağlanması ve
önleyici kolluk yetkisi valinin ödev ve görevlerindendir”. Valilerin ve kaymakamların
yetkilerini sınırsızca ve sorumsuzca kullanması durumundan doğan sokağa çıkma
yasağı ilanları, halkta huzur ve güvenliğin sağlanmasının aksine halkta, terör, korku ve
panik ortamının oluşmasına neden olmuştur.
Öğretmenlere Gönderilen Utanç Mesajı: Steril Katliam Planlaması Cizre’de 14 Aralık 2015 tarihli yasak henüz ilan edilmemişken, önceki yasaklarda
yaşanmayan bir durum gerçekleşti. 13 Aralık 2015 tarihinde öğretmenlere gelen mesaj
ile Cizre’de sokağa çıkma yasağının ilan edileceği “resmi olmayan bir mesaj” ile açıklandı. Cizre ve Silopi İlçeleri’nde görevli öğretmenlere SMS ile mesaj gönderilerek
‘hizmet içi eğitime’ alındıkları bildirilince öğretmenler ilçeyi terk etmeye başladı.
Ablukanın başlayacağı duyurulan öğretmenler kilometrelerce yol yürüyerek terk ettiler.
Mesajlarda tüm öğretmen ve yöneticilerin Milli Eğitim Bakanlığı tarafından 14 Aralık
2015 tarihinden itibaren hizmet içi eğitim seminerine alındığı belirtilmiş,
“Öğretmenlerimiz seminerlerini memleketlerinde alabilir” şeklinde yazılı mesaj
gönderilmiştir. Cizre’de 104 okulda 431 bin 127 öğrenciye eğitim veren 1298
öğretmenden, aileleri başka il ve ilçelerde oturan öğretmenlerin büyük bir çoğunluğu,
bunun üzerine ilçeyi terk etmeye başlamıştır. Önce bankalar önünde para çekmek için
uzun kuyruklar oluşturan öğretmenler, ardından yanlarına aldıkları bavullarla birlikte
ayrılmaya başlamıştır. Özel araçları bulunan öğretmenler araçlarıyla, olmayanlar ise
minibüs ve yaya olarak otogara akın etmiştir. Otogarda yoğunluk nedeniyle büyük
hareketlilik yaşandığı heyetimize aktarılmıştır. İlçeden ayrılmak için otobüs bulamayan
öğretmenler yaya olarak 5 kilometre uzaklıkta bulunan uluslararası İpek Yolu’na
çıkmıştır. Öğretmenler burada otostop yaparak bulabildikleri araçlara binerek ayrılmış,
araç bulamayan öğretmenler ise yağmur altında beklemek zorunda kalmıştır.
Öğretmenlerin Cizre’den ayrılması ilçe halkı arasında da tedirginlik yaratmıştır. 8
Kenti terk etmeyen bir öğretmenle yaptığımız görüşmede öğretmen, kendisine bir mesaj gelmediğini, mesajın Hükümet’e yakın bir sendikanın kendisine bağlı
öğretmenlere gönderdiğini aktarmıştır. Kendisine okul idarecileri tarafından direkt haber verildiğini söyleyen ve ismini vermek istemeyen öğretmen, onca yıl emek verdiği
öğrencilerini düşündüğü için kenti terk etmeye vicdanının el vermediğini aktarmıştır:
“Bizce kendi memurlarını geri çekip tamamen halka yapılan bir saldırı var.
Şahsen bize mesaj gelmedi, daha sonra arkadaşlardan falan öğrendik ki Eğitim
Bir-Sen kendi elemanlarına direkt mesaj atmış. Bize ise okul idarecileri söyledi,
arkadaşlardan duyduk açıkçası. Zaten dışarı çıktığımızda inanılmaz bir kargaşa
vardı; ağlayanlar, sinir krizi geçirenler… Daha önce de yasağı yaşadım burada,
Cizre’deki tüm yasaklar boyunca buradaydım. Ne bileyim… Emek verdiğim
öğrenciler vardı, onları bırakıp gitmeye içim elvermedi.”

Sokağa çıkma yasağının Valilik tarafından resmi bir şekilde ilan edilmesinden önce
öğretmenlerin bazılarına mesaj gönderilmemesi ayrıca düşündürücüdür. Hükümete
yakın bir sendikaya üye olanlara mesajın gitmesi, diğerlerine herhangi bir bildirimde
bulunulmaması akla ideolojik bir yaklaşım içinde olunduğunu getirmektedir. Yasak
başlamadan önce öğretmenlere mesaj gönderilmesinin kamuoyunda “steril bir
katliamın planlandığı” algısını doğurduğu HDP Grup Başkanvekili İdris Baluken
tarafından da dile getirilmiştir. 9 Etnik ve ideolojik saiklerle öğretmenlerin batıya
çekildiği, sadece ya da ağırlıklı olarak Kürtlerin kaldığı bir ilçeye devletin daha rahat ve sorumsuz müdahale edeceği düşünülmüştür. Devlet güçlerinin Cizre’ye saldırırken Cizre’deki çocuklarının yaşamından endişe duyan Batı’da yaşayan ailelerin olmamasının devlet güçlerine sınırsız bir sorumsuzluk hissi vermiş olduğu yapılan görüşmelerde sıkça aktarılmıştır.

Görüştüğümüz bir öğretmen amaçlanan şeyin daha kolay müdahale etmek olduğunu
belirtmiştir. Cizre katliamı boyunca batıdan ciddi seslerin çıkmaması göz önüne
alındığında öğretmenin düşüncelerinin gerçekleştiği söylenebilir:
“Daha kolayca müdahale etmek için. Bana göre öğretmenler gitmemiş olsaydı,
batıdan ses çıkardı emin olun, çocukları burada olduğu için. Mutlaka birileri
tepki verirdi. Ama memurlar gidince, zaten benim çocuğum gelmiş, gerisi önemli
değil. Zaten batıda Kürtlere karşı olan düşmanlığı herkes çok iyi biliyor.”
Cizre Eğitim-Sen Temsilcisi Osman Tetik ise gönderilen mesajın başkaca anlamlar
taşıyabileceğini düşünmektedir:
“Dışardan gelmiş olmasına rağmen uzun süre burada kalan öğretmen arkadaşlar
da oldu. Ancak bazıları çok tedirgin oldular, korktular ve Cizre’yi terk edip
gittiler. Tabii pişman olduğunu söyleyenler de vardı. Niye sadece öğretmene
mesaj gönderiliyor? Sen bütün memurlarına gönder o zaman. Türkiye’deki en
büyük camia, kutsal olarak görülen bir meslek… Yıpratmak için… Öğrenci ve
veliyi de düşündüğün zaman geniş kitlelere teması olan bir meslek grubu…
Biliyorsunuz, eğitim kalitesi düştüğü zaman toplumdaki diğer alanlarda da
etkisini gösterir. Ben bilinçli bir şekilde yapıldığını düşünüyorum.”
Osman Tetik öte yandan gönderilen mesajlarla asıl olarak öğretmenlik mesleğinin
yıpratıldığını düşünmektedir. Öğrencilerin ailelerinden sonra belki de en çok saygı ve
güven duydukları öğretmenlerin, bu şekilde kenti terk etmeleri güven ilişkisini toptan
bozmuştur:
Öğretmenlere mesaj atılmasının bilinçli olduğunu düşünüyorum. Memurların
büyük kısmını öğretmenler oluşturuyor. Diğer memurlara böyle bir mesaj
atılmıyor. Birincisi bu operasyonlara öğretmenlerin şahit olmalarını istemiyorlar.
Öğretmenlerin olaylara şahit olması bakış açılarını değiştirir. Bilginin Türkiye’nin
batısına aktarılmasını da sağlar. İkincisi, toplumda öğretmenlik saygın bir meslek
olarak görülüyor. Ancak bu tip mesajlarla öğretmenlik mesleği yıpratılıyor.
Diyelim belki ölen öğrencileri vardır ya da öğrencisi annesini, babasını
kaybetmiştir. Öğretmen sınıfa gelip bu durumla karşılaştığında bunu nasıl izah
edecek, kendini nasıl ifade edecektir? Öğrencisiyle nasıl sağlıklı bir diyalog, bir
bağ kurabilecek? Bu şekilde öğretmenler ve öğretmenlik mesleği yıpratılıyor. Bir
de bunun veli ayağı var. Mesela velinin öğretmene olan saygısı da düşüyor bu
olaylardan sonra. Öğretmenler arasında ikilik çıkıyor şu an.
“Bendensin/değilsin” şeklinde…”
Eğitim-Sen Cizre Temsilcisi Osman Tetik, öğretmenlere gönderilen kısa mesajda sözü
edilen hizmet içi eğitim çağrılarının eğitimde sürekliliği esas almadığını ifade etmiştir.
Bu durum anayasal bir hak olan eğitim alma hakkının da gaspı anlamına gelmektedir.
Tetik’e göre bu mesaj, eğitim hayatının öğrenciler için belirsiz bir süre askıya alındığı
anlamına gelmiştir:
“14 Aralık’ta süreç başladı. Onun öncesinden öğretmenlere mesaj gönderildi.
Hizmet içi eğitime alındıklarını, hizmet içi eğitim seminerlerinin kendi
memleketlerinde yapılabileceğini… Yani açıkça öğretmenlere ‘Cizre’yi terk edin,
gidin’ deniliyor. Tabii biz daha önce hizmet içi eğitim seminerleri almıştık. Fakat
yönetmeliklere göre de hizmet içi eğitim seminerlerinde eğitimin aksamaması
esastır. Ancak burada eğitim tamamen askıya alındı.”

Öğretmenlerin büyük çoğunluğunun kendi memleketlerine dönmüş olmaları kalan
öğretmenlerde hayal kırıklığı yaratmıştır. Vicdanı el vermediği için kenti terk
etmediğini aktaran öğretmen, kısa mesaj geldikten sonra kenti terk eden öğretmenlerle
ilgili olarak duygularını şöyle aktarmıştır:
“Yani o anda… Şeydi ya, yani yaşamak gerekiyordu bence onu, hiç düşünmeden.
Hani bizim kendi arkadaşlarımız da var (çıkanlardan), 5 km yol yürüdüğünü
biliyoruz, sırf buradan kaçmak için. En çok da aslında canımı acıtan o. Hani
birlikte koşturduğumuz, birlikte çalıştığımız, asla bırakıp gitmeyeceğini
düşündüğümüz arkadaşların gitmesi… Ki buralı, Cizre’nin yerlisi olan arkadaşlar
da vardı. Onlar bile çok rahat bir şekilde bırakıp gitti.”
Aynı öğretmen kenti terk eden meslektaşlarının kenti bırakıp gitmelerine bir anlam
veremediğini anlatmıştır. Bu uygulama belli ki aynı meslek grubu içinde olan insanlar
arasında bir tür ikilik de yaratmıştır. Arkadaşlarının sadece kenti değil, kendisini de
terk ettikleri hissine kapılan öğretmen, bu gidişin özellikle öğrencilerde onarılması
mümkün olmayan kırgınlıklar yarattığını şu cümlelerle ifade etmiştir:
“Bilmiyorum… İhanet hissettim. Cizre çok farklı bir yer. Nereye giderseniz gidin,
kimin kapısını çalarsanız çalın kapı asla yüzünüze kapatılmaz. İnsanlar çok
misafirperver. 4 senedir buradayım. Hani zorluk yaşadığımı hiç görmedim
burada. Yeni gelenlere karşı çok misafirperverdirler. Emin olun öğretmenlerin
hepsi evlerine gitmişlerdir, çaylarını içmişlerdir, bir şekilde yardımları
dokunmuştur. Ama öyle bir mesajla çekip gitmeleri bana göre nankörlük. Kendi
öğrencilerine ihanettir bu ya. Merak ediyorum, şu an döndüklerinde çocukların
yüzüne nasıl bakıyorlar? Vicdan azabı insan hiç duymaz mı? (…) O yüzden ne
bileyim yani inanılmaz bir kargaşa vardı, kimse kimseyi tanımıyordu. Hani en iyi
arkadaşlar bile birbirini yüzüstü bırakıp gidiyordu, çok kötü bir panik vardı.
Giden zaten yol kapalı olduğu için –araç çıkışlarına izin vermiyorlardı-
marketlere koşmuşlardı stok yapmak için. Zaten şey diye düşündüm açıkçası,
normalde Pazar günü yasak ilan edilecekti büyük ihtimalle ama çoğu çıkamadı,
öğretmenler memurlar çıkamadı, o yüzden ertelediler. Özellikle dedim ya o
köprüde sormuşlar Eğitim Bir Sen’li misiniz, Eğitim Bir Sen’liyseniz şöyle geçin
diye. Ayrı kolaylık sağlamışlar onlara.
Abluka boyunca kentte kalmayan öğretmenlerin Cizre’ye yeniden döndüklerinde
kalan öğretmenlerle karşılaşması da sıkıntılı olacaktır. Cizre’de görüşmelerimiz devam
ederken henüz eğitim hayatı başlamış değildi. Geri dönen öğretmenlerle
karşılaşıldığında doğabilecek hissiyatlar sorulduğunda şu yanıt devletin aynı zamanda
nasıl bir şeyi amaçladığını açıkça gözler önüne sermektedir:
“Yapamam artık, yapamam. Gördüğümde gerçekten samimi bir şekilde
söylüyorum, yüzlerine tüküresim var. O çocuklara nasıl “canım, cicim”
diyecekler, o çocuklar onların samimiyetlerine inanacak mı? Bu biraz da vicdan
meselesidir. Düşünüyorum, insan olarak vicdanımızı ne zaman bu kadar
kaybettik, nasıl bu kadar duyarsızlaştık? Bir tarafta insanlar yaşayabilecek
miyim, yarına çıkabilecek miyim diye düşünürken, diğer tarafta bunu tatil olarak
gören insanlar vardı ya, ek ders ücretim yatacak mı diye düşünen… Onun için
mesaj atıyorlardı.”

Cizre ilçe merkezinde 60 civarı okulda toplamda 43 bin öğrenci mevcut, mevcut
durumdan köyler çıkarıldığında yaklaşık 35 bin öğrenci şehir merkezinde eğitim
görmektedir. 2 bine yakın eğitim personeli Cizre ablukası boyunca çalışamamıştır. Milli
Eğitim Bakanı Nabi Avcı ablukaların uygulandığı yerlerden biri olan Cizre’de normal
hayata geçildiğinde düzenli eğitime geçileceğini, yasaktan kaynaklı oluşan hak
kaybının da telafi eğitimleriyle giderileceğini belirtmiştir.10 Eğitim-Sen Cizre Temsilcisi
Osman Tetik bu ifadelerin gerçekliği yansıtmadığını, öğrencilerin hak kaybının bu
şekilde giderilemeyeceğini ifade etmiştir:
“İlk yapılan telafi eğitimlere 43 bin öğrenciden 500-600 kişi katılım sağlamıştı.
Şimdi yapılan telafi eğitimlere 43 bin öğrenciden 1200 civarında öğrenci katılmış
durumda. 8 ve 12. sınıflara yönelikti bunlar. Ara sınıflara (1-7, 9, 10. sınıflar)
yönelik şu ana kadar eğitim için hiçbir telafi yapılmamış, dolayısıyla bu çocuklar
ciddi şekilde mağdur olmuş durumdalar ve 8., 12. sınıflar sınava girecekler. Bu
konunun takipçisi olacağız. Ciddi bir hak kaybı söz konusudur. Sınav tarihi
bellidir, işlenmesi gereken konular bellidir. Fakat bu çocuklara eğitim verilmeden
o sınava tabi tutacaklar. Haksızlık var.”

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

YORUM YAZ