English French German Spain Italian Dutch Russian Portuguese Japanese Korean Arabic Chinese Simplified

++Sitene Ekle
$ DOLAR → Alış: / Satış:
€ EURO → Alış: / Satış:

John Steinbeck'in Sardalye Sokağı Türkçe'de

John Steinbeck'in Sardalye Sokağı Türkçe'de


Romanlarında emekçilerin yaşam koşullarını ve ilişkilerini başarıyla yansıtan Amerikan ve dünya edebiyatının önde gelen isimlerinden John Steinbeck’in 1930’lar Amerikası’nda fabrika işçilerinin yanı sıra sanatçılar, bilim insanları, fahişeler ve serserilerin bir arada yaşadığı bir dünyayı anlattığı Sardalye Sokağı Türkçe’de. Püren Özgören’in Türkçe’ye çevirdiği roman Sel Yayıncılık’tan çıktı.

Sel Yayıncılık ayrıca, modern Fransız edebiyatının en önemli yazarlarından Marguerite Duras’ın kadın özgürleşmesiyle ilgili önemli yapıtı
“Sevgili”yi Tahsin Yücel’in çevirisiyle Türkçe’de okurlara sundu. Gustave Flaubert’in “Madam Bovary”sini de “KlasikSel” serisinden yayınlayan yayınevi, William Golding’in Deniz Üçlemesi’nin ikinci kitabı “Yan Yana”yı da okurla buluşturdu.

Sardalye Sokağı

Konserveciliğin zirveye ulaştığı 1930’lar Amerikası’nda fabrika işçilerinin yanı sıra sanatçılar, bilim insanları, fahişeler ve serserilerin bir arada yaşadığı bir dünyadır Sardalye Sokağı. Memleketi California’daki bu küçük sokağın tüm renkliliğini, canlılığını, yaşanılan çelişkileri ve kavgaları okurla buluşturan John Steinbeck, gerçek hayattan esinlenerek unutulmaz karakterler yaratır.

Renkli tiplemelerin ve olayların süslediği hikâyede, çalışmayı, düzenli bir hayat sürmeyi, sıradanlaşmayı inatla reddeden Mack’in başını çektiği aylak takımı sistemin dışında yaşamanın, sömürü çarklarına başkaldırmanın, dayanışmanın, ihtiyaç duyulan kadarıyla yetinmenin ete kemiğe bürünmüş halidir.

Her insan gibi hata yapan, kimi zaman coşan, kimi zaman hayata küsen, planlarını her zaman istediği gibi hayata geçiremeyen tüm tanıdık karakterlerin sıradan yaşamlarından sarsıcı kesitlerle gerçek dünyayı usta yazar Steinbeck’in gözlerinden görmek isteyenler için…


John Steinbeck: Babası Prusya, annesi ise İrlanda göçmeni ırgat bir ailenin çocuğu olarak, 1902 yılında California’nın Salinas kentinde doğdu. Çocukluk ve ilkgençlik yılları boyunca okul dışındaki zamanını Salinas Vadisi’ndeki çiftliklerde çalışarak geçirdi. Eserlerinin çoğunda da mekân olarak burayı seçti. Erken yaşlarda yazar olmaya karar veren Steinbeck, 1919’da girdiği Stanford Üniversitesi’nde yalnızca yazarlığına katkısı olacağını düşündüğü derslere katıldı. Öğrenimini sürdürdüğü altı yıl boyunca tezgâhtarlık, ırgatlık, marangozluk, laborantlık, boyacılık, kapıcılık gibi pek çok işte çalıştı. Steinbeck’in ilk romanlarından başlayarak emekçilerin yaşam koşullarını ve ilişkilerini başarıyla yansıtabilmesinde bu yaşam deneyimi etkili oldu. Üniversiteyi bıraktıktan sonra New York’a giderek gazetecilik yapmayı denedi ancak yazılarının büyük kısmını yayınlatmayı başaramayarak California’ya döndü. İlk romanı Altın Kupa (1929) fazla ilgi görmedi. Yazarlık yeteneği 1935 yılında Yukarı Mahalle’nin yayınlanmasının ardından dikkat çekti. Bu eserini her biri birer klasik sayılan Bitmeyen Kavga (1936), Fareler ve İnsanlar (1937) ve Pulitzer Ödülü kazanan Gazap Üzümleri (1939) takip etti. Kitaplarında işçi sınıfının gündelik ilişkilerini, yaşam koşullarını ve mücadelelerini, döneminin ve çağımızın en temel toplumsal meselelerini tüm insani ayrıntılarıyla resmetti. Sardalye Sokağı, Cennetin Doğusu, Al Midilli ve daha pek çok başyapıt veren yazar 1962 yılında edebiyata katkılarından dolayı Nobel Edebiyat Ödülü ile onurlandırıldı. Eserleri edebi değerleri kadar güncellikleriyle de övgü alan ve birçoğu sinemaya da uyarlanan Steinbeck, 1968 yılında öldü.

Sevgili

Modern Fransız edebiyatının en önemli ve üretken isimlerinden Marguerite Duras, sömürge toplumunun değer yargıları, ailesi ve yoksulluk arasında sıkışmış genç bir kadının ilk aşkını ve ilk cinsel deneyimini kaleme aldığı yarı otobiyografik romanı Sevgili’de, kendi bedeni ve yaşamı üzerinde hakimiyet hakkını kimseye vermeyen tavrıyla, kadın özgürleşmesi yönünde de önemli bir yapıta imza atmış olur.

Gerçeklikle imgeselliğin birbirine karıştığı Sevgili, yasaklarla ve benliğiyle boğuşan bir genç kızın kendini yaratma sürecine dair edebiyat tarihinin en şairane, en olgun metinlerinden biri olarak unutulmazlar arasında yerini almıştır.

Yayınlandığı 1984 yılında Goncourt Ödülü’ne, 1986’da ise İngilizcede yayınlanan en iyi roman ödülüne layık görülen, tüm dünyada milyonlarca okurla buluşmuş ve sinemaya da uyarlanmış bu ölümsüz eser Tahsin Yücel çevirisiyle yeniden Türkçede…


Marguerite Duras: 1914’te Hindiçin’de dünyaya geldi. Babası matematik, annesi ise ilkokul öğretmenliği yapıyordu. Çocukluğu boyunca Fransa’da geçirdiği kısa bir süre dışında, on sekiz yaşına dek Saygon’dan hiç ayrılmadı. Paris’te hukuk, matematik ve siyaset bilimi okudu. İlk romanı Les Impudents’ı 1943 yılında yayınladı. Bunu roman, oyun, senaryo, söyleşi, deneme ve öykü türünde birçok eser izledi. Otobiyografik eseri Sevgili ile 1984’te Fransa’da Goncourt Ödülü’nü aldı. Kariyerinin başında daha geleneksel formda eserlere imza atan Duras’nın tarzı, ileri dönem eserlerinde deneysel bir hal aldı. Yazarın adı, Fransa’daki “Nouveau Roman” [Yeni Roman] edebiyat akımıyla da anıldı. Duras 1996 yılının Mart ayında, 82 yaşında öldü. Savaş Yılları Defterleri ve Diğer Metinler (Türkçesi: Işık Ergüden, 2015), Duras’nın 1943-1949 yılları arasında kaleme aldığı ve 1995’te bir arşive bağışladığı metinleri içerir. Yazarın Yann Andréa Steiner, Yaz Yağmuru ve Acı isimli kitapları da Sel Yayıncılık tarafından yayınlandı.

Madam Bovary

1857’de yayınlanan Madam Bovary, yayıncısının ve yazarı Gustave Flaubert’in “kamu ahlakına, gelenek göreneklere ve dine hakaret”le yargılandığı, o tarihten bu yana geniş okur kitlelerinin ilgisini daima çekmiş bir başyapıttır.

Taşra sıkıntısını, genç bir kadının özlemlerini ve aşklarını yalın bir gerçekçilik ve romantizmle ele alırken, sona eren romantik yüzyılın eşiğinde yükselen burjuva değerlerinin, Emma Bovary’nin kitaplardan ve hülyalarından derlediği bütün duyguları nasıl ayaklar altına alıp çiğnediğini, paranın, iktidarın ve gücün karşısındaki çaresizliğini de gözler önüne serer. Bütün zamanların en iyi romanları listesindeki yerini hep korumuş olan Madam Bovary, her türlü
ahlaki yargının, iyinin ve kötünün ötesindeki karakterleriyle bize insan varlığının özünü, geleneksel yargıların bu varlığı ne ölçüde ezip yok ettiğini zengin bir toplumsal zeminde gösteren unutulmaz bir şölen sunar. Flaubert’in yargılandığı mahkemede sarf ettiği sözlere atıfta bulunursak: “Madam Bovary hepimiziz!”


Gustave Flaubert: (12 Aralık 1821 – 8 Mayıs 1880) Edebiyatta gerçekçilik akımını başlatan Fransız yazar. İlk yazı çalışması 1837’de yayınlandı. Yaklaşık iki sene boyunca Maxime du Camp ile birlikte Yunanistan, Anadolu, Mısır, Filistin, Suriye ve İtalya’yı dolaştı. Ünlü romanı Salambo’yu esinleyen de bu yolculuklar oldu.

Edebiyat dünyasından birçok kişiyle mektuplaştı. Bu mektuplar daha sonra büyük ün kazandı. Flaubert’in gerçekçilik akımını başlatan kişi olarak gösterilmesinde bu mektuplarda dile getirdiği edebiyat ve sanatla ilgili görüşleri etkili oldu.

Yaşamının son yıllarında tüm zorluklara karşın, manevi oğlu olan Guy de Maupassant’ın başarısı ve Emile Zola’nın başını çektiği natüralist (doğalcı) grubun ona verdiği değer, avuntusu oldu. Bugün dünya edebiyatının en önemli eserlerinden biri olan Madam Bovary, 1856‘da yayınlandığında, yazar ve yayıncı hakkında ahlaksızlığa teşvik suçundan dava açıldı. Yazarın Bir Delinin Anıları (1838) ve Doğu’ya Yolculuk (1849-1851) adlı eserleri ilk kez Sel Yayıncılık tarafından Türkçeye kazandırıldı.

Yan Yana

Soğuk coğrafyaların insanlarını taşıyan gemi, tropik sularda boğucu sıcak, sis ve kıpırtısız denizle mücadele halindedir. Aynı sulara saplanıp kalmış bir başka gemi daha olduğu ortaya çıktığında ise sinirler gerilir. Diğer gemidekiler dost mudur, düşman mı? Fizik kuralları gereği büyük kütleler durgun suda birbirini çekmeye başlar. İki geminin yan yana gelmesi kaçınılmazdır.

William Golding’in “Deniz Üçleme”nin ikinci kitabı olan Yan Yana’da, kibirli Edmund Talbot’ın yelkenli bir yolcu gemisiyle çıktığı macera devam ediyor. Düşmanlığın, ölüm korkusunun, deliliğin ve aşkın sardığı gizemli ve sarsıcı bir deneyime davet…

William Golding: 1911 yılında İngiltere’de doğdu. II. Dünya Savaşı sırasında Kraliyet Deniz Kuvvetleri’nde görev aldı. 1961 yılına kadar öğretmenlik yaptı. Bu tarihten sonra kendini tamamen yazmaya adadı. 1954’te yayınlanan ilk romanı Sineklerin Tanrısı yönetmen Peter Brook tarafından 1963 yılında beyazperdeye aktarıldı. Golding, 1983 yılında Nobel Ödülü’ne layık görüldü ve 1988’de “Sir” unvanı aldı. 1993 yılında hayata gözlerini yumduğunda ardında çeşitli alanlardaki eserlerinin yanı sıra on iki roman bıraktı.

“Deniz Üçlemesi”nin ilk iki kitabı Geçiş Ayinleri ve Yan Yana’nın ardından Aşağıdaki Yangın adlı üçüncü cilt de Sel Yayıncılık’ın yayın programında.


Apsny News

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

YORUM YAZ