English French German Spain Italian Dutch Russian Portuguese Japanese Korean Arabic Chinese Simplified

++Sitene Ekle
$ DOLAR → Alış: / Satış:
€ EURO → Alış: / Satış:

Memleket nire hemşerim?

O kadar hüznün, kendini yiyip bitirmenin içinde, koyduğu hedefi çok basit ama son derece insani şu cümlelerle ifade edişinden

Memleket nire hemşerim?

MUSTAFA K. ERDEMOL

O kadar hüznün, kendini yiyip bitirmenin içinde, koyduğu hedefi çok basit ama son derece insani şu cümlelerle ifade edişinden etkilenmemek mümkün müdür Hölderlin’in: “Alman vatanımın dikkatini öylesine çekeyim ki, insanlar doğduğum yeri ve annemin adını sorsunlar”.

Ruh sağlığı bozuk, çalıntı şiirleriyle de meşhur, ama gerçekten çok büyük bir şairdi bu Hölderlin. Alman şiirinin kurucu babalarından. Dolayısıyla, içinde biz sıradanların da kolaylıkla dileyebileceği bir istek saklı olan bu cümlesi pek bir basit geliyor önce. Büyük şairin, birinin oğlu/kızı olmaya, bir toprak parçasına ait bulunmaya, nihayet yapıp ettiği “iyi”nin bu iki olguyla birlikte takdir edilmesine bu kadar değer biçtiğini görmek şaşırtıyor da bir yandan. Tekil bir takdir duygusunun onu ilgilendirmediği ortada. İki önemli olguyla (doğduğu yer/anne) birlikte kabul görme beklentisi, söz konusu olgulara çok şey borçlu olduğunun da ifadesi aslında. “Ben ne aldıysam bu ikisinden aldım” demenin bir başka biçimde anlatımı. Doğduğu yer ile annesinin hatırlanmasını istemesinin nedeni de bu belki de.

Çok belli ki, önce yakınlarına kendini kabul ettirmek, kendisini onlar için bir gurur vesilesi yapmak çok önemsediği bir tutumdu Hölderlin’in. Açık konuşalım; aile efradı ile hemşerilerini şeref yüklü takdir duygularının muhatabı kılmak hangimizin istemediği bir şeydir? Yapıp etmelerde önem verilen bu iki olguya en azından halel getirmeyecek işler yapmak lazım demek ki. O yapıp etmelerden sadece biz değil, aidiyet duygusuyla ya da kan bağıyla bağlı olduklarımız da sorumlu tutuluyor çünkü. Sizden haberdar bile olmayan vatanınız/toplumunuz, sizin yapıp etmelerinizden ötürü kötü anılıyor da olabiliyor haliyle, tersi de olabileceği gibi. Şimdi Mehmet Ali Ağca’nın memleketiyle birlikte anılmadığını, kendisine yönelik nitelendirmelerin Türkiyelilere ilişkin genellemelere yol açmadığını kim söyleyebilir?

Şu, elinde mikrofonla, balıklama daldığı Alman televizyonunun bahçesinde, kendisini adam yerine koyup da bakmaya bile tenezzül etmeyen televizyon yetkilisi Almanı işaret edip, “bakın elleri cebinde, işte bunların basın özgürlüğünden anladığı bu” diyen şu tip ne kadar ilginçtir, değil mi? “Sayın Cumhurbaşkanımıza” hakaret eden Almanların sözümona nezaketsizliğini sergilemek için deli gibi yırtınmasından gelişmemiş bir beyne sahip olduğunu anladığımız bu zavallı “televizyon eşeği” ortalama memleket insanı hakkında fikir sahibi olmak isteyenler için gerekli her türlü doneye sahip bir tip. Sergilediği o garip mi garip tutumundan ötürü bu adamın herhalde aldığı terbiye açısından annesi, kültürel etkileşimi anlamak açısından da nereli olduğu yanıtlarını merak ettiğimiz ilk sorular olacaktır haliyle. Hölderlin’in “öyle dikkat çekeyim ki annem ile doğduğum yeri merak etsinler” diye dilekte bulunduğu o hal bu adamda kendiliğinden oluşmuş işte.

Elbette ondan yola çıkılarak bir genelleme yapılamaz ama bu tipin tutumları ortalama memleket insanının tutumu. Bunlardan en önemlisi tüm dünyayı “kendi kültüründen” ibaret sanmak. Böyle olduğu içindir ki bu şapşal, örneğin, Almanların basın özgürlüğüne inanmayışlarının kanıtı olarak “elleri cepte” dolaşmayı anlıyor. Bu tavrın tam da “özgür” olmakla ilgili olduğunu buna söyleyen tek bir memleketlisi çıkmamış belli ki. Bilseydi annesi öğretirdi sadece.

Çehov’un öykülerinden birinde geçer. Almanya’dayken elini bir su birikintisine sokan öykünün kahramanı “su da buz gibiymiş. Kahrolası Almanlar” der. Ancak bir öyküde rastlanabileceğini düşündüğümüz bir figür, elinde mikrofon, program sunuyor oysa. Vatandaşları gittikçe fantastik öykü kahramanlarına benzeyen bir ülke oldu Türkiye.

Elinde mikrofonuyla, çok doğal olarak, “İngiltere başkanlıkla yönetiliyor, başkan da kraliçedir” ya da “Kristof Colomb ABD’yi keşfettiğinde Küba kıyılarında camii görmüştü” de diyebilirdi. “Bakın elleri cebinde, bunların basın özgürlüğüne saygısı bu kadar” lakırdısı kadar komik sallamalardı bunlar da. Duyanın gülmemesine imkân yok. Her ikisini de Recep Bey söylemişti anımsarsınız.

O televizyoncu ile Recep Bey’i izleyen birinin onların doğdukları yeri merak etmeleri normal değil mi? Nereden geliyor bunlar, hangi kültürün meyveleri diye merak edilmezler mi?

Doğdukları yer ile annelerinin adının sorulmasına önem verenlerin başka kültürleri bilmeleri, hiç olmamış olayları da “tarihte vardı” diye uydurmamaları gerekiyor. İnsan vatanına da anasına da saygılı olmalı çünkü.

Her ikisine de laf söyletmemeli.

Etiketler: / / / / / / / /

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

YORUM YAZ