English French German Spain Italian Dutch Russian Portuguese Japanese Korean Arabic Chinese Simplified

++Sitene Ekle
$ DOLAR → Alış: / Satış:
€ EURO → Alış: / Satış:

Büyükada Davasının Tek Tutuklusu Taner Kılıç'a Tahliye Yok

Büyükada Davasının Tek Tutuklusu Taner Kılıç'a Tahliye Yok



Haberin İngilizcesi / Kürtçesi için tıklayın

Büyükada’da hak savunucularının güvenliği konulu bir toplantı nedeniyle haklarında dava açılan 11 hak savunucusunun yargılandığı davanın ikinci duruşması İstanbul 35. Ağır Ceza Mahkemesi’nde başladı.

Tutuklandıktan 113 gün sonra görülen ilk duruşmada serbest bırakılan Günal Kurşun, İlknur Üstün, İdil Eser, Nalan Erkem, Özlem Dalkıran ve Veli Acu ile Şeyhmus Özbekli ve Nejat Taştan duruşmaya katıldı. Peter Steudtner ve Ali Garawi 26 Ekim’de Türkiye’den ayrılmıştı.

Duruşma Taner Kılıç’ın SEGBİS’le verdiği ifadeyle başladı. Devamla Nejat Taştan ve Şeyhmus Özbekli’nin savunmalarını verdiler.  

İkinci oturum Taner Kılıç’ın telefonunu inceleyen bilişim uzmanı Koray Peksayar’ın bilirkişi olarak dinlenmesiyle başladı. Ardından duruşma savcısı Selahattin Kanbur mütalaasını verdi. Mütalaasında Taner Kılıç’ın tutukluluğunun devamını istedi.

Tutukluluğa devam, adli kontrol kaldırıldı

Mütalaadan sonra söz alan avukatlar, müvekkilleri hakkındaki adli kontrol şartının kaldırılmasını ve duruşmalardan vareste tutulmasını istedi.

Ara kararını açıklayan mahkeme heyeti Taner Kılıç’ın tutukluluğunun devamına hükmetti. Mahkeme tüm sanıklar hakkında adli kontrolün kaldırılmasına, gizli tanığın dinlenmesine, sanıkların vareste talebinin tanımlar dinlendikten sonra karar verilmesine karar verdi. 

Ayrıca, Taner Kılıç’ın telefonun teknik incelemesinin hızlandırılması için yazı yazılmasına karar verildi. Banka ve telefon incelemesi için ayrıca bilirkişi raporu alınması talebi ise reddedildi.

Davaya 31 Ocak 2018 saat 10.30’da devam edilecek.

Kılıç: Aleyhime deliller raporla çürütüldü

Duruşmaya SEGBİS’le bağlanan tutuklu sanık Taner Kılıç Büyükada’da gerçekleşen toplantı gibi toplantıları sivil toplum örgütlerinin  sık sık yaptığını ve bir toplantının aleni olmamasının bir toplantıyı hukuk dışı kılamayacağını belirtti. “Bu iddianamenin dernekler mevzuatından habersiz yazıldığını düşünüyorum” dedi.

Nisan ayından beri bu toplantının yapılacağından haberdar olduğunu ancak bağlı olduğu dernek adına [Uluslararası Af Örgütü] İdil Eser’in toplantıya katılacağını, toplantının hak savunucularının güvenliği ve stresle baş etme yöntemleri hakkında olduğu dışındaki detaylara sahip olmadığını belirtti. Kılıç ve avukatları, Kılıç’ın toplantının yönlendiricisi olduğu yönündeki iddianın gerçeği yansıtmadığını belirtti.

Kamuoyuna yansıtıldığı üzere “Kılıç tutuklandığı için toplantıya Eser’in katıldığı” bilgisinin de doğru olmadığını ifade eden Kılıç, insan hakları alanında çalışanları kriminalize edici ve gerçeği yansıtmayan iddiaların kamuoyuna servis edildiğini söyledi.

Kılıç, iddianamede aleyhindeki iddiaların belge ve raporlarla çürütüldüğünü belirtirken şöyle konuştu:

“Uluslararası Af Örgütü Yönetim Kurulu ve tüm çalışanlarımızla birlikte sadece Türkiye mevzuatıyla değil, Af Örgütü’nün uluslararası denetim mekanizmalarıyla birlikte çalışıyoruz. Uluslararası Af Örgütü, suç örgütleriyle ilişkilendirilebilecek bir çalışma içinde olmaz.

“İddianamede belirtilen İdil Eser’le ilişkilenmem, derneğin yöneticisi olarak, bir zorunluluktur. Bundan doğal bir şey olmaz. Günal Kurşun’la iletişimim de bu şekildedir.

“[PKK üyesi olduğunu söyleyen bir kişinin Af Örgütü’ne üye olmak için sosyal medyadan attığı mesajın iddianamede delil olarak yer almasına ilişkin] Savcılık ifadelerimde belirtildiği gibi, bu durum Yönetim Kurulu’na iletildiğinde bunun ciddi bir başvuru olduğunu düşünmedik ve iletişim kurulmamasına karar verdik. Konu üzerinde uzunca durmaya gerek olmadığını düşünüyorum.

“Hakkımda hazırlanan iddianamede silahlı suç örgütüne üyelik suçlaması yöneltiliyor ancak bu kriterleri nasıl karşıladığım, ne yaptığım veya yapmadığım belirtilmiyor. Sadece iki husus dile getirilmiş: ByLock kullanmam ve Bank Asya’ya para yatırmak. Bunların doğru olmadığı dosyadaki raporlarla ve belgelerle ortaya çıkmıştır. ByLock’un telefonuma hiçbir zaman yüklenmediği, kurulup silinmediği raporlara tespit edilmiştir. Bank Asya’ya para yatırdığım iddiası da doğru değildir, Bank Asya’ya para yatırmadım, 2014’te paramın tamamını çekerek hesabımı kapattım.

“Kız kardeşimin eşinin bir dönem Zaman gazetesinde çalıştığını söylemiş olmam suç unsuru olarak kullanılmıştır. 27 yıl önce evlenen kız kardeşime, bu kişiyle evlenmemesini, 26 yıl sonra örgüt üyesi çıkabileceğini mi söylememem bekleniyordu? Henüz yargılanmamış ve masumiyet karinesinden yararlanması gereken bir kişi olarak benim aleyhime delil olarak kullanılması doğru değildir.

“8 kişinin kalması gereken koğuşta 24 kişiyle, adli suçlularla kalıyorum ve mağduriyetime son verilmesini istiyorum.”

Taner Kılıç’ın “terörizmin finansmanı ve casusluk” iddiasıyla Haziran 2017’den beri tutuklu bulunduğu, İzmir 16. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen dosyanın Büyükada davasıyla birleştirilmesine de karar verilmişti.

Mütalanın ardından: “Delilleri karartması söz konusu değil, serbest bırakımalı”

Savcının mütaalasını açıklamasının ardından söz alan avukat Murat Dinçer, Kılıç’ın “toplantının yönlendiricisi olduğu” iddiasıın havada kaldığını ifade etti.

ByLocuk iddiasına değinen Dinçer, “Taner Kılıç, programı telefonuna kesinlikle yüklemediğini söylediği halde, ‘Eğer benim bilgim dışında yüklendiyse, kız kardeşimin eşi yüklemiş olabilir ama bunu da söyleyemem’ dediği halde, iddianame ‘kız kardeşimin kocası yüklemiş olabilir’ cümlesini temel alarak hazırlanmış” dedi. Delil karartma ve kaçma durumlarının söz konusu olmadığınu ifade eden avukat Dinçer, Kılıç’ın adli kontrol şartıyla da olsa serbest bırakılmasını istedi.

Avukat Eda Bekçi de müvekkili Kılıç’ın bu dosyayla hiçbir bağlantısı bulunmadığını, Kılıç’ın telefonundan ByLock’a saniyenin dörtte birine karşılık düşen bir zaman biriminde bağlanarak örgütle iletişime geçtiği iddiasının mantığa aykırı olduğunu söyledi.

Kılıç da son olarak şunları söyledi: “Bu dosyada toplanması gereken deliller toplanmıştır. Telefonuma ByLock kurumadığı, bu konuda hiçbir işlem yapılmadığı ortaya çıkmıştır. İşlemediğim bir suçun cezasını çekiyorum. Siber Şube’den gelmesi muhtemel bilgilere etki etmem zaten mümkün değil. Dolayısıyla delilleri karartmam, şimdiye kadar olduğu gibi, bundan sonrası için de söz konusu değil. Mağduriyetimin sonlandırılmasını istiyorum.”

Taştan: Savcılık hayatın olağan akışına aykırı bir iddianame hazırlamış

“Hak mücadelesi verdiğimiz için yargılanıyoruz” diyerek söze başlayan Nejat Taştan’ın savunmasından satırbaşları şöyle:

“Hakları kimin ihlal ettiğine, hangi hakların ihlal edildiğine bakmadan ve tüm hak ihlalleriyle ilgili mücadele veren bir pozisyon takılmışlardır. Bugün bizi sizin karşınıza şüpheli olarak getiren bu iddianame,

“Savcılık makamı tüm taleplerimize rağmen lehimize olacak hiçbir delili bu dosyaya koymamıştır. İkincisi gizlilik altında yürütülen bu soruşturmada, avukatlarımız ve bizim ulaşamadığımız bilgiler, televizyonlar ve gazetelerde yayınlanırken, savcılık makamı hiçbir önlem almamıştır.

“İhlallere göz yumulması bir yana, iddianamede bizi suçlarken başka kişilerin masumiyet karinesi ihlal edilmiştir. Bu hukuk mantığıyla mahkemelerin vereceği kararın hiçbir önemi kalmamıştır, zira bir kişinin suçlu ilan edilmesi için hakkında soruşturma yürütülen başka bir kişiyle görüşmesi yeterli görülmüştür.

“Savcılık makamı sık sık hayatın olağan akışına vurgu yapmaktadır ancak bu olağan akış bize karşı kullanılmıştır. Ancak savcılık makamı, hayatın olağan akışına aykırı olarak, hiçbir araya gelmeyen üç farklı örgüte yardım ve yataklıkla bizleri suçlayabilmektedir.

“Veri güvenliği konuşacağımız bir toplantının kamuoyuna açık olması, bir çalışma toplantısı dışına çıkılması bence hayatın olağan akışına aykırı bir durumdur. Mağdurlarla ilgili çalışma yapan tüm hak örgütleri verilerinin güvenliğini sağlamak zorundadır.

“Bana yöneltilen ilk suçlama, ByLock kullanıcısı olduğu söylenen bir kişiyle görüşmemdir. Tarafıma ait olmayan bir telefon numarasından ve Ankara’dan yapılan görüşmelerden bahsediliyor. Bu soru bana üç sorguda da soruldu ve cevabım açık ve net: Bu telefon bana ait değildir. Boşandığım eski eşime kayıtlı bir telefondur, üzerimde yakalanmamıştır. 20 yıldır kullandığım telefon ise gözaltına alındığımda üzerimdeydi. Savcılık makamının 3 ay sonra ben bu açıklamayı defalarca yaptıktan sonra hala bu suçlamayı iddianameye koymuştur.

“İddianamede hakkında mahkeme kararı bulunmayan iki kişiyle para alışverişi yaptığına dair iddiaları” değerlendiren Taştan, bu kişilerden birinin gözaltına alındığından beri tüm sorgularına da katılan bir avukat olduğunu, diğerlerinin de  “bağış”, “borç iadesi” gibi açıklamalarla çok açık olduğunu söyledi.

“Gönderdiğim veya aldığım paraların hiçbirinin gizli ya da örgütsel bir amacı yoktur. İddianamedeki suçlamaları reddediyorum ve beraatimi istiyorum.” 

Tutuksuz yargılanan Taştan hakkındaki adli kontrol kararı ilk duruşmada kaldırılmıştı.

Özbekli: Gezi Parkı nerede bilmiyorum

Şeyhmus Özbekli savunmasında şöyle konuştu:

“Ben veya arkadaşlarım herhangi bir suça karışmadılar. 24 yaşındayım ve 3 aydır Diyarbakır Barosu’nda aktif olarak çalışıyorum. Toplantıya, MAZLUMDER içerisinden bir grup hak savunucusunun “Kim Olursa Olsun Mazlumdan Yana” sloganıyla oluşturduğu Hak İnisiyatifi adına, stajımın son haftalarında bulunmam nedeniyle ben katıldım. Çok rahat bir şekilde gelmiştim, hatta gelirken yanımda büro ortağımın bilgisayarını da getirmiştim.Tüm Türkiye, toplantıda bir harita gösterildiğinden bahsetti. Ben de bu konuda birkaç şey söylemek isterim. Korktuğumuz şeyleri çizmemiz söylendi. Ben ilk defa uçağa binmemi, asansör korkumu, kopan internet kablolarını ve saçlarımı kestirdiğim için kıvırcık saçlar çizmiştim. Bu konuda birçok espri de yaptık, ayağınla mı çizdin, o nasıl çizmek, gibi.

“Bu toplantının kimseye haber verilmeden yapıldığı söyleniyor. Ben Diyarbakır Barosu’nda stajyer olduğum için, oradan izin aldım. Instagram’dan adada bisiklet sürüdüğüme dair mesaj paylaşmıştım. Arkadaşlarıma bu konuda mesajlar attım. Bunları kendi lehime delil olarak sunuyorum.

“İddianamede ‘ikinci Gezi ayaklanması yapacağımızdan’ bahsediliyor. Ben Gezi Parkı nerede, bunu bile bilmiyorum.

“Ben mesleğe yeni başlamış bir avukatım. Tek amacım insan hakları mücadelesi vermek, aynı burada sanık sandalyesinde oturan diğer arkadaşlar gibi. Uluslararası sözleşmelere girmek istemiyorum, zaten biliyorsunuzdur. Hukuka dair beklentilerim hala aynı.

“”İlk serbest bırakıldığımda, savcının itirazı üzerine adliyeye gelip teslim oldum. İfadeden sonra haftada iki gün kontrolle serbest bırakıldım.

“Yaşadığımız bu hak ihlallerinin bir an önce son bulmasını diliyorum ve beraatımı talep ediyorum.”

Savcının mütalaasını açıklamasının ardından söz alan Diyarbakır Barosu Başkanı Ahmet Özmen, “Bu dosyada soruşturma açılmasını gerektirecek hiçbir eylemin olmadığı kanaatindeyim. Bu salondaki herkes de bu kanaatte. Baromuza Şeyhmus Özbekli ile ilgili savunma yapmak isterdim ama ne yazık ki iddianamede hiçbir şey yok” diye konuştu.

Bilirkişi: Kılıç’ın telefonuna ByLock yüklenmemiş

Aranın ardından bilişim uzmanı Koray Peksayar’ın bilirkişi olarak dinlenmesine geçti.

Kılıç’ın 27.11.2014’te ByLock sistemine IP bağlantısı yaptığı yönündeki iddiaya değinen Peksayar, “Araştırma telefona hiçbir şekilde ByLock’un kurulmadığını ortaya çıkarıyor” dedi. Ayrıca bir MIT raporundaki bilgiye göre bu tarihte Ortadoğu’dan ByLock sayfasına erişimin durdurulduğunu söylerken şöyle konuştu:

“Söz konusu telefondan 27.11.2014’te VPN kullanılmadığı takdirde buna giriş yapılması mümkün değil. Dökümlü kayıttaki IP adresi de ona ait değil. IP dökümünde tuhaflıklar söz konusu çünkü bir gün içinde sadece bir kez bağlantı kurulması mümkün değil. Program çalıştırıldığı takdirde ortalama 36 saniyede bir internete bağlanıyor.

“Avrupa Polis Birliği’nin (EUROPOL), bunların tespit edilmesi için kullanılan CGNAT programında hata oranının yüzde 80 ve üzerinde olabileceği yönünde uyarısı var ve bu hataları önlemek için operatörlerle çalıştıklarına dair ‘Bir suçluyla aynı IP adresini kullanıyor olabilirsiniz’ başlıklı bir rapor var. Avrupa Polis Birliği, yanlış kişilere suç yöneltilmesi nedeniyle Estonya hükümetine bu programın kullanımını sonlandırmasını tavsiye ediyor.”


Mahkeme heyeti

Başkan: Adem Aygün

Üyeler: Ayhan Arduç, Gülşah Eğilmez Türüdi

Suçlamalar

Büyükada’da gözaltına alınan 10 hak savunucusu “Örgüte üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işlemek” (TCK 220/6), “silahlı terör örgütüne üyelik” (314/2 ve 314/3) suçlamalarıyla; Kılıç ise “silahlı terör örgütüne üyelik” (314/2) suçlamasıyla yargılanıyor.

Cumhuriyet savcısı Can Tuncay’ın hazırladığı iddianamede hak savunucularının üye oldukları iddia edilen örgütler “FETÖ/PDY, PKK/KCK ve DHKP/C” olarak sıralanıyor.

TIKLAYIN – Büyükada İddianamesinde Hangi “Deliller” Yer Aldı?


Ne olmuştu?

İstanbul Büyükada’da “insan hakları savunucularının korunması dijital güvenliği” konulu bir atölye çalışması için bir otelde biraraya gelen 10 insan hakları savunucusu, 5 Temmuz’da otele düzenlene polis baskınıyla gözaltına alınmıştı.

18 Temmuz’da İnsan hakları savunucuları İdil Eser (Uluslararası Af Örgütü Türkiye Direktörü), Özlem Dalkıran (Yurttaşlık Derneği), Günal Kurşun (İnsan Hakları Gündemi Derneği), Veli Acu (İnsan Hakları Gündemi Derneği), Ali Garawi (İsveç vatandaşı insan hakları eğitimcisi), Peter Steudtner (Almanya vatandaşı insan hakları eğitimcisi) “Örgüte üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işlemek” (TCK 220/6), “silahlı terör örgütüne üyelik” (314/2 ve 314/3) suçlamalarıyla tutuklandı.

Adli kontrol şartıyla serbest bırakılan İlknur Üstün (Kadın Koalisyonu), Nalan Erkem (Yurttaşlık Derneği) ise savcının itirazı üzerine 23 Temmuz’da tutuklandı. 25 Temmuz’da Nejat Taştan ve Şeyhmus Özbekli haftada iki gün adli kontrol şartıyla ve yurtdışına çıkma yasağıyla serbest bırakıldı.

Hazırlanan iddianameye Haziran 2017’den beri tutuklu bulunan Uluslararası Af Örgütü Türkiye Şubesi Yönetim Kurulu Başkanı avukat Taner Kılıç da “şüpheli” olarak eklendi.

Cumhuriyet savcısı Can Tuncay’ın hazırladığı iddianamede hak savunucularının üye oldukları iddia edilen örgütler “FETÖ/PDY, PKK/KCK ve DHKP/C” olarak sıralandı.

TIKLAYIN – Büyükada İddianamesinde Hangi “Deliller” Yer Aldı?

Hak savunucuları, 25 Ekim 2017’de ilk kez hakim karşısına çıktı. İstanbul 35. Ağır Ceza Mahkemesi, Günal Kurşun, İlknur Üstün, İdil Eser, Nalan Erkem, Peter Steudtner, Özlem Dalkıran, Ali Garawi ve Veli Acu’nun tahliyesine karar verdi. Ayrıca Özlem Dalkıran ve Veli Acu hakkında yurtdışına çıkış yasağı koydu. Tutuksuz sanıklar Şeyhmus Özbekli ve Nejat Taştan hakkında 25 Temmuz 2017’de verilen adli kontrol kararı ise kaldırıldı.

Mahkeme dosyaya sonradan “şüpheli” olarak eklenen Taner Kılıç hakkında “terörizmin finansmanı ve casusluk” iddiasıyla tutuklu bulunduğu, İzmir 16. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen dosyanın Büyükada davasıyla birleştirilmesine de karar verdi.

TIKLAYIN – Sekiz Hak Savunucusu Hakkında Tahliye Kararı

(ÇT)


Apsny News

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

YORUM YAZ