English French German Spain Italian Dutch Russian Portuguese Japanese Korean Arabic Chinese Simplified

++Sitene Ekle
$ DOLAR → Alış: / Satış:
€ EURO → Alış: / Satış:

AKP anti-emperyalist olamaz dayı kızı – Hasan Koç

AKP anti-emperyalist olamaz dayı kızı – Hasan Koç


Şimdi mesele şöyle dayı kızı, bu hayırsever Reza’nın AKP ile İran ambargosunu delmesi var ya, kahyanın efendinin kesesinden para aşırması demek. Burada kahya Türkiye hükümeti, efendi ise ABD’dir

Bundan dört beş sene önce üniversite yemekhanelerinde müneccim edasıyla bugünlerin anlatısını yaptığımız konuşmaları hatırlıyorum dayı kızı: “Arkadaşlar Suriye‘de başlatılan savaş, tıpkı Irak Savaşı gibidir, tıpkı Libya gibidir. Arkadaşlar, savaşlarda kan dökülmesine izin vermeyelim. Arkadaşlar, ABD ile işbirliği yapan AKP… Arkadaşlar! Arkadaşlar!”

O zaman arkadaşlarımızın kafasında pek bir şey canlanmıyordu ya da biz öyle hissediyorduk. Yemeklerini yemeye devam etmelerine bozulup sesimizi daha da artırıyorduk ama nafile. Bu kez de konuşma bitene kadar dinleyip sonra yine yemeye devam ediyorlardı. Sonra da kendimize bozulup yöntemlerimizde sıkıntı arıyorduk.  NATO üslerine eylemlere gidiyoruz.  “Katil ABD, işbirlikçi AKP, ABD ile ilişkiler kesilsin, NATO üsleri kapatılsın, tetikçilikten vazgeçin…” Sloganlar birbirini kovalıyor. Reyhanlı’da cihatçı çeteler katliam yapıyor, biz diyoruz ki: “Çeteleri desteklemekten vazgeçin, Davutoğlu istifa (o zaman stratejik derinliği ile dışişleri bakanı), ABD kandan başka bir şey getirmez, işbirliğinden vazgeçin.) Tabii polis/jandarma barikatları, gaz bombaları, coplar, gözaltılar, üzerimize salınan faşist çeteler…

Diyoruz ki, okullarda FETÖ yapılanması var, cihatçı yapılanmalar var, izin vermeyelim -gücümüz yettiğince vermiyoruz da zaten- dekan bey, rektör bey bakın bunların sırtlarını sıvazlamayın. Peki, ne oluyor? Okul soruşturmaları, polis takipleri, kolluk tarafından desteklenen çetelerin saldırıları vs. Biz müneccim değildik dayı kızı, biz bilimi rehber edinmiştik.

Emperyalizm ve esas mesele

Şimdi gelelim soruya: “AKP ve onun ‘değişik’ güruhu anti-emperyalist olabilir mi?” Bu arada güruhtan kastım, AKP’ye oy veren kitle değil; pragmatik bir ahlakla günlük çıkarlarını AKP’nin çıkarlarıyla örtüştürüp canhıraş bu rezil tabloyu savunan toplamdır. Tam da işbirlikçilik burada başlıyor zaten. Emperyalizmin ahlakı pragmatizmdir, bu toplamda olduğu gibi zemini kaypak bir kitleye her zaman ihtiyaç duyar emperyalizm. Bu konuya detaylı olarak birazdan değineceğim dayı kızı. Şimdi önümüze koyduğumuz soruyu cevaplamak için belki klasik olacak ama -bir ihtiyaç olduğu da açık- “Emperyalizm nedir?” sorusunu kısaca açalım. Emperyalizm daha doğru olanı Kapitalist-Emperyalizm (Bundan sonra bu haliyle kullanacağım) bir ekonomik işleyiştir. Tekelci kapitalizmin dünya üzerinde hakimiyet kurmasının, sömürü politikasını en üst düzeyde işletmesinin adı “Kapitalist-Emperyalizm”dir. İşleyişin esas meselesi sermaye ihracıdır. Bu ekonomik işleyişin tıkırında olması için savaşlar zorunludur dayı kızı. Kimi zaman bir pazar hâline getirilmek istenen ülkeyi işgal ile savaş örgütlenir, kimi zaman emperyalistlerin kendi aralarında uzlaşmazlıkları olduğunda; bazen de pazar hakimiyetini sağlamak için iç savaşların organizasyonları yapılır. Silah pazarını büyütmek için savaş örgütlendiğine de şahit olduk. Merkez kapitalist ülkelerin ve sermaye odaklarının dünyadaki sermaye ihracını kontrol edip sömürüyü nasıl derinleştireceklerini, sermaye birikimini daha fazla yoğunlaştırıp dünya halklarının zenginliğini nasıl tahakküm altına alındığını inceleyen bir bilim dalı olsaydı müfredatımızda bu meseleyi toplumca daha rahat anlardık. Gerçi dilimiz döndüğünce anlatmaya çalıştık yıllarca ve bu konuda baya geliştik.

“Çaldım ama bi’ sor niye çaldım?”

Şimdi mesele şöyle dayı kızı diye başlayayım: Bu hayırsever Reza’nın AKP ile İran ambargosunu delmesi var ya, kahyanın efendinin kesesinden para aşırması demek. Burada kahya Türkiye hükümeti, efendi ise ABD’dir. Emperyalist devlet olan ve sermaye ihracını kontrol eden ABD’den habersiz petrol almak, doğalgaz almak, gıda vermek, en önemlisi ise altın alıp vermek, sömürü bir devlet olan Türkiye’nin ABD’nin dünya üzerinde kontrol ettiği parayı (O para da ABD’nin değil dünya halklarının emeğidir) katakulli ile cebe indirmeye çalışmasıdır. Bu sebeple ABD’deki mahkeme başlar başlamaz Erdoğan’ın ağzından çıkan ilk cümle, “Ambargoyu biz delmedik ki ABD deldi, İran’a uçak sattı” oldu. Bu cümlenin alt metni şu: “Tamam çaldım ama bi’ sor niye çaldım, baktım sen de yapıyorsun İranla ticaret, ben de sorun olmaz diye düşündüm.” Az buçuk bu işlerden anlıyorsam Erdoğan’a tavsiyem bu savunma biçimiyle bu işten yırtamazsın. Bu iş “Aslan Payı” hikayesine benziyor dayı kızı:

“Uzak ülkelerin birinde, yemyeşil bir ormanda aslan, tilki ve kurt birlikte yaşıyorlarmış. Günlerden bir gün bu üç kafadar avlanmaya çıkmışlar. Dağları, taşları, dereleri, tepeleri aşmışlar, sonunda birkaç hayvanı avlamayı becermişler. Yakaladıkları geyiği, keçiyi ve tavşanı sırtlarına alıp inlerine getirmişler. Ormanlar kralı aslan, kral tahtına kurup kurda demiş ki: “Avlarımızı pay et. Dikkat et, adilce olsun.”

Kurt üç pay ederek geyiği aslana vermiş, keçiyi kendi almış, tavşanı da tilkiye vermiş. Aslan öfkeyle kükreyerek yerinden fırlamış. Kurda öyle bir pençe vurmuş ki zavallı bir darbeyle boylu boyunca yere serilmiş. Aslan tekrar tahtına kurulmuş bu kez tilkiye dönerek: “Avlarımızı sen pay et. Dikkat et, adilce olsun” demiş.

Tilki avları alıp ilkin tavşanı aslana vermiş, demiş: “Kralım, bu, sabah kahvaltınız için.” İkinci parçayı, keçiyi de aslanın önüne sermiş: “Kralım bu da öğle yemeğinizdir” demiş. Üçüncü pay olan geyiği de kralımız bu da sizin akşam yemeğiniz olsun” demiş. Aslan sevinçle: “Aferin tilki sana. Böyle adilce pay etmeyi ne zaman öğrendin?” diye sormuş. Tilki: “Siz, kurdu yere serdiğinizde kralım” demiş.

Emperyalizmin Türkiye’deki siyasi şubesi

Bu hikayede AKP tilkilikle kurtluk arası bir şey yapmıştır, şimdi bedelini ödeyecektir ya da bu bedeli hepimize, ülkeye pay etmeye çalışıyor. Böyle bir çarkın içinde olmak zaten onursuzdu; işçinin, emekçinin emeğini, halklarımızın zenginliğini Kapitalist-Emperyalizme peşkeş çekilmesini hazmedemiyorduk. Bir de üzerine AKP’nin dümenlerinin bedelini ödemeye mecbur bırakılıyoruz.

Velhasıl Türkiye bir sömürge ülkedir dayı kızı ve asla bir emperyalist olamaz, Erdoğan’ın “büyük güç” dediği şey olamaz. Baştan ayağa her hücresine kadar AB ve ABD emperyalizmine bağlıdır, onların izin verdiği kadardır gücü. Yıllardır devrimcilerin “Tam Bağımsız Türkiye” sloganı “yerli ve milli” araba üretmek değil -ki bu da bir dümendir- bu ekonomik, siyasal ve ahlâkî yapıdan tamamen kopmaktır. Yani dayı kızı, senin anlayacağın devrimci bir kopuş olmadan emperyalizmden kopmak mümkün değildir. AKP ve onun “değişik” güruhu da bırak anti-emperyalist olmak bizzat ABD ve diğer emperyalist odakların Türkiye’deki siyasi şubesidir. Şimdiye kadar bu rolü kontrgerilla örgütlenmeleriyle sağ diye, milliyetçi diye tarif ettiğimiz toplam yapıyordu. Şu an ise siyasal İslamcısından sözde “Vatancı”sına varan ortaya karışık gerici bir güruh yapıyor, daha doğrusu yapmaya çalışıyordu. (Şu sıralar eski devlet kadroları işin içine tekrar dahil olma telaşında.)

1 Mart’ı hatırla

Şimdi gelelim emperyalist odaklarla hesabı tutturamamak niye sözde anti-emperyalist bir propaganda şeklinde servis ediliyor? Özür dileyip, diyetini ödeyip tekrar yollarına devam edemezler miydi? Bu durumu 1 Mart tezkeresiyle örneklendirebiliriz dayı kızı. Ne kadar devletler uşak olsa da halk kendi iradesini koyduğu zaman emperyalist merkezlerin oyunu tutmayabiliyor. 1 Mart’ta milyonlarca kişinin tavrı Irak işgaline direkt dahil olmaktan alıkoymuştur Türkiye’yi, tezkereye “hayır” dedirtmiştir halk, meclise. Bu ABD için sindirilemez bir durumdu ve AKP iktidarından bunun telafisi için, ABD karşıtı kitlelerin sindirilmesi için muhakkak bir taahhüt almıştır. Nitekim “Bop Eşbaşkanı” olacak kadar uşaklık etti ve yeni projelere hazır olduğunu göstermiş oldu böylece.

Bu coğrafyada anti-emperyalist mücadelenin tarihi güçlüdür, hatta anti-Amerikancı desek daha doğru olur. Kesinlikle devrimcilerin mücadelesi öyle ya da böyle bu ülkenin insanlarını etkilemiştir. Emperyalizme karşı mücadele dendi mi ilk sosyalistler akla gelir. Bu sebeple olacak ki Erdoğan “anti-emperyalist” olduğundan bu yana sola atıp tutuyor, mücadelenin esas tarihinin sahiplerinin altını boşaltmaya çalışıyor.

Bunun için Perinçekgilleri de görevlendirmiştir. Biraz önce AKP’nin güruhu için söylediğim kaypaklık aynı şekilde Perinçekgiller için de geçerlidir. Halk düşmanlığı ve karşıdevrim üzerine örgütlenmiş yapılardır. Bunların meselesinin esas ekseni ise dayı kızı, devlet kadrolarından FETÖ (Ben de bu şekilde kullanıyorum ama devlet tarafından ismi konulan ilk örgüttür sanırım, tam bir devlet örgütü yani) tasfiyesi sonrası tekrar eski kadro alanını bulabilmek için hem MHP’nin hem de Perinçek grubunun AKP’ye vatan millet propagandasıyla yanaşmasıdır. Eski devlet aklı tamam ama gelinen süreci algılayamayacak kadar dardır aynı zamanda da. Kadro bölüşümünde yüzdeler kaç, tam bilmiyorum ama Bahçeligiller ile Perinçekgiller’in bu kadrolaşma meselesinden kaynaklı arasının iyi olmadığı aşikar. Tam bir ahlaksızlık, çürümüşlük.

6. Filo’yu denize dökenlerin elleri dert görmesin

Biraz önce bahsettiğim Batı karşıtlığı ve anti-Amerikancı damar, güçlü bir potansiyeldir bizim ülkemizde, 6. Filo’yu denize dökenlerin elleri dert görmesin. İçeride ve dışarıda tam olarak sıkışmış olan Erdoğan bu potansiyelden yararlanmak istiyor, iç siyasette kendini güçlü tutmak istiyor, karşıdan kendisine gelecek saldırıyı kestiriyor sanırım. Kendi rezaletini temizlemek için ülkeyi ortaya koymaktan çekinmeyen bir mahluktur kendisi. Buna biz emperyalizmin ahlakı işte budur diyoruz. Bir de Batı’da sıkıştığını anlayınca Rusya’ya yanaşmaya çalıştı, herkes ne mal olduğunu bildiği için tutunamadı. Durum şöyle dayı kızı, bu emperyalizmin ahlakı bir kere girmişse kapından kurtulamıyorsun; boyun eğmeyi, uşaklığı bir kere kabul etmişsen kurtuluşun yok. Memleketimizde bu mücadelenin temelleri sağlam atılmış, hala kurtuluşu işaret eden kadrolarımız var ve bu yalan makinesine inanmayan milyonlarımız var ki ayakta duruyoruz, yarına umutla bakabiliyoruz; hala Mahir’in, Deniz’in, İbo’nun ateş ettiği hedef belli, namlular sıcak, mücadeleleri akıllarda da yolumuzu kaybetmiyoruz.

“Peki, emperyalist efendileriyle AKP’nin hesapları şimdi niye tutmuyor?” dersen dayı kızı, Reza ortaklığında aşırılan 40-50 milyar (ya da ne kadarsa) dolar demem, Suriye Savaşı derim ya da Kapitalist-Emperyalizmin Ortadoğu paylaşımı yine bir halk direnişine tosladı derim. Kardeşim Esad’la birlikte direnmeyi seçen Suriye halkı ve Kuzey Suriye’de Kürtler’in öncülüğünde iradesini koyan Suriye halkları ABD’nin, IŞİD’vari cihatçı çetelerle iş çözmeye çalışan diğer emperyalistlerin, tetikçiliğe soyunan Türkiye gibi kukla devletlerin (Katar, Suudi Arabistan vs.) tosladığı kaya oldu. Hem işe yaramayan hem cebinden para çalan hem de yalan söyleyen bir uşak da istemiyor efendisi derim ve bu durumun tersi de geçerli AKP’de 15 Temmuz’dan sonra efendisine güvenemiyor, öldürücü darbeden kurtulmak için yol arıyor derim.

Bu savaşlar nereden çıktı?

Şimdi boş durmazsın ki, “Bu Suriye Savaşı nereden çıktı” dersin. Onu da anlatayım dayı kızı: Şimdi bizim Sovyetler çözüldükten sonra Kapitalist-Emperyalizmin sistemine dahil olmayan Sovyet hakimiyetindeki topraklar boş pazarlar olarak görüldü, bu kan emiciler de zaman kaybetmeden tankla, uçakla, kanla, katliamla, şirketlerle, kolalarla, demokrasiyle, dinle, imanla girdiler bu topraklara. Afganistan, Irak, Libya, Mısır… Yaklaşık 25 senedir bunları izliyoruz bölgemizde zaten. AKP de Irak işgalinden bu yana tetikçiliğini yapıyor efendilerinin, kendinden önceki devlet geleneğinin devamı ve en kirlisi sürdürdüğü uşaklık biçimi.

İş geldi yine bize dayandı

Sonuca gelirsek şimdi dayı kızı, bu işler böyle, bu böyle de biz ne yapacağız? Sol, bir direniş hattı oluşturamadı emperyalist sömürüye karşı, yapabilseydik rezaleti en başından temizlerdik, hepimizin utancı bu. Ama konu yine geldi bize dayandı dayı kızı. Sen söyle ne yapalım? Tekrardan çapraz fişeklik mi asalım gövdemize, yükseklerden mi inelim bu haydutların tepesine, yoksa sokaklarda mı yürüyelim yine dostlarla, zulüm merkezlerinin resmi binalarına ya da birkaç yankiyi daha tutup Anadolu’nun güzelliklerini anlatmak için ufak bir gezintiye mi çıkaralım. Halkımızın en güzel evlatlarının Ortadoğulu resimlerini de binalardan sarkıtabiliriz, halkımızın bizi iteklemesini de bekleyebiliriz tekrardan. Bu iş geldi yine bize dayandı dayı kızı. Ya bir yol bulacağız ya da bir yol açacağız. Ama bu tutsaklığa, bu çürümüşlüğe, bu rezalete sessiz kalmayacağız. Kalmayacağız, kalmayacağız da, nasıl? Dostlar her yerde koşturuyorlar, bir yerden kesilen ses başka bir yerden çıkıyor, çıkıyor da nasıl ikna edeceğiz ortak hedef için arkadaşları? Hem bu sıkışmış, sıkıştıkça saldıran çürümüş AKP’yi hem de bu emperyalistleri silmek için nasıl buluşturacağız değerlerimizi? Sosyalizmin ne olduğunu kavradın, yıllar önce Nazım anlattı bunu sana, Lehli dayısının kızına, şimdi ben sana soruyorum dayı kızı, Anadolu’mdaki dayımın kızı, bu utançtan nasıl kurtulacağız? Halklarımızın zenginliğini, emeğini çalan bu barbarlardan nasıl kurtulacağız? Bu iş geldi yine bize dayandı dayı kızı.

Büyük usta Nazım Hikmet’e saygılarımla

Sosyalizm,
Yani şu demek ki dayı kızı
Sosyalizm
Senin anlayacağın yani
El kapısının yokluğu değil de
İmkansızlığı.
Ekmeğimizde tuz
Kitabımızda söz
Ocağımızda ateş oluşu hürriyetin
Yahut, başkası yel de
Sen yaprakmışsın gibi titrememek
Bunun tersi yahut…

Sosyalizm
Devirmek dağları elbirliğiyle
Ama elimizin öz biçimi
Öz sıcaklığını yitirmeden.
Yahut, mesela
Sevgilimizin bizden ne şan, ne para
Vefadan başka bişey beklemeyişi…

Sosyalizm
Yani yurttaş ödevi sayılması bahtiyarlığın
Yahut, mesela
-bu seni ilgilendirmez henüz-
Esefsiz
Güvenle
Emniyetle
Gölgeli bir bahçeye girer gibi
Girebilmek usulcacık ihtiyarlığa
ve hepsinden önemlisi
Çocukların ama bütün çocukların
Kırmızı elmalar gibi gülüşü…

NAZIM HİKMET

 

 


Apsny News

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

YORUM YAZ